25 Aralık 2010 Cumartesi

Anneler ve Kızları




Bizim bir Yaso'muz var. Bizi şımartmayı pek sever.

Yakın arkadaşımla bir hafta arayla gebeliklerimiz var. İkimizin de kızları olacak. Arkadaşımdaki buluşmada İlkim Öz'den Anneler ve Kızlarını hediye etti ikimize.

Kitap doğumdan evliliğe anne kız ilişkisini irdeliyor. Okunması kolay bir kitap. Ama sanırım zaman dilimini çok geniş seçtiği için derinlikli bir anlatım içermiyor. Fazla giriş seviyesinde. Ama kitabı okurken, kızımı ve evrelerimizi hayal etmek çok güzeldi. Tekrar tekrar teşekkürler Yasocum.

Bir ana kızın yaşantısındaki en önemli figürlerdendir teyzeler. Pıtırcık Yaso teyzesi olduğu için çok şanslı. Ben de senin gibi bir arkadaşım olduğu için.

Doğumgünün hiç internet aleminde kutlanmış mıydı? Bu da benim sana doğumgünü hediyem olsun;) Nice nice mutlu yaşlara.

UE, ben ve DE seni çok seviyoruuuz...

1 Aralık 2010 Çarşamba

Latife ve Halide'ler...

Saricizmeli okumuyor mu sandınız, okuyor da bir türlü iki satır notunu düşemiyor. Önce Latife konsept kitabo, sonra yaz tatilinde mide bulantıları arasında Halide romanı ve en son Halide biyografisi.

Eskişehri yol eylerken Latife'nin konsept kitabını okumuştum. Bir daha konsept kitap okunmaya demiştim.

Şimdi Halide'yi okudum gene İpek Çalışlar'ın kaleminden.

Latife, Halide ve İpek Çalışlar ne güzel kadınlarsınız siz. Latife donanımını bir erkek uğruna heba eden bir kadın olduğu için belki, kitabın konseptliğinden değil gönlümde diğer ikisi kadar yer edinemedi.

Yaz tatili sırasında Frances Kazan'dan Halide'nin romanını okumuştum. Sırlar alemine daldım dalıyorum derken roman bitmişti. Tam da kurtuluş şavaşı zamanı ve sonrası halideyi anlatacakken. Gerçi yazar bizi şöyle uyarmış internette gezinirken gördüğüm kadarıyla :"'romanı bir Halide Edip biyografisi gibi okumamaları konusunda uyaran Kazan, 20. yüzyılın eşiğinde büyük karmaşaların yaşandığı İstanbul'u anlatmak için Halide'nin en uygun kişi olduğu görüşünde".

Neyse ki İpek Çalışlar'ın Halide biyografisi romanın hayal kırıklığını aldı götürdü. O devirde bir kadın olarak çok işlerin üstesinden geliyor Halide. Bunda babasının onun eğitimine verdiği önemin katkısı büyük. Baba eleştirileri göze alıp kızını Amerikan Lisesine gönderecek kadar öngörülü ama iki eşli olacak kadar eskilerde.

Hocası Salih Zekiye hayranlığı evliliği, 2. kadının varlığıyla Salih Zeki'den ayrılışı, ordu günleri ve onbaşılığı, Atatürk'le alıp veremedikleri, mandacı mıydı, aşık olmadan Adnan Adıvar'la evlenişi, aşk olmadan başlayan evliliğin dönüştüğü çok kıymetli arkadaşlık, kadın haklarında çaba, bunları yapabilmek için Amerika'ya okumaya gönderdiği oğullarından ayrı kalış, ünlü arkadaşları, pek bilmemesine rağmen ısrarla satranç oynayışı, sürgün yılları, milletvekilliği, kurduğu üniversite kürsüsü, sözünü sakınmaması... Benim açımdan ince ince çalışılmış çok çok doyurucu bir kitaptı.

Ortaokul yıllarımda Zeyno'nun oğlunu okumuştum. Emzirirken Kalp Ağrısı, Sinekli Bakkal, tekrar Zeyno'nun oğlu hiç fena gitmez sanırım.

doyamadım iyi bir biyografi okumaya. Rosa Lüxemburg biyografisi aldım peşi sıra. Sırada okunmayı bekliyor.

Çok işler başaran insanları çok seviyorum. Hele de kadınlarsa daha da çok;)

8 Temmuz 2010 Perşembe

İlişkiler

Erhan Bener'den Oyuncu'yu okuduktan sonra, biraz daha Bener okuması yapmak istedim. İlişkiler hem de Orhan Kemal Roman ödülü almış bir kitap olmasına rağmen, Oyuncu'dan sonra iyi gitmedi. Hani en sevdiğiniz yemeği en son yiyip damağınızda onun tadı kalsın istersiniz ya. Oyuncu'nun tadını silip, kendi sıradan tadını bıraktı.

Muzaffer Bey, karısı Zehra Hanım, oğlu İhsan, yeğen ve yanlarında büyüyen Hümeyra ve arkadaş İhsan Bey'in ilişkilerini bir hastahane odasındaki birkaç gün içerisinde anlatıyor İlişkiler.

Kitabın adı İlişkiler olunca, yazarın Oyuncu'daki karakter yaratma becerisi ön verisiyle belki de çok beklenti içine girdim. Daha derinlikli ilişki analizleri bekledim. Bu anazlileri yakaladığımda genelde oburca okuyorum. Heveslenmem bundandı belki de.

Hele hele kitabın bitiş kısmı bana fazlasıyla, ilkokul temsili görüntüsü çizdi.

Gene kurgu açısından sağlam. Belki de bu sağlamlık nedeniyle daha fazla şaşırtmaca bekliyor, çok sıradan buluyorum bitişi.

Kitapla ilgili övgümse, kadın karakterler genelde siyasi görüşlerini sevgilileriyle kocalarıyla geliştirirler. Bu kitapta ise kadın, oldukça birikimli ve erkek karakterlerin siyasi gelişimlerine katkıda bulunuyor.

1984

Bir hayalgücü ustasının kitabını okudum. Uzun bir zaman diliminde. Başladım. Anne, baba varlığının tadını çıkarmak için ara verdim. Eskişehir'e gidip gelirken masmavi göğe yayılmış beyaz bulutları görmenin keyfi ve kitabın keyfi birbirine karıştı. Ve en sonunda bitirdim 1984'ü. Beğendim. Çok beğendim. Arkadaşımdan ödünç almıştım. Kütüphanemde olmalı dedim.

Orwell'in "The Last Man in Europe", ismiyle yazdığı fakat yayıncısının 1984 olarak ismini değiştirip bastığı kitap. 1949 yılında yazılan kitap, büyük birader ve düşünce polisi gibi kavramların da isim babası.

Tarih tekrar tekrar yazılarak ve dilin içi boşaltılarak, bireyler hiçleştirilmektedir (Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu, neler yapmaktasınız?). Ana babasını ihbar eden çocuklar, çocuklarının casusluk yetenekleriyle gurur duyan ana babalar , sürekli kişileri izleyen, gözleyen tele ekranlar, hatta akıldan geçenlerin yüzdeki yansımalarını inceleyen uzmanlar, bir fincan kahveye hasret kalış (pek fena), buharlaşan ve sanki hiç yaşamamış insanlar, iki kere ikinin büyük birader isterse beş edebilmesi...Tüm bunlar olurken hiç uyanmayan proleterya...

Sanal düşmanlar yaratılıyor. Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya ile şavaşıyor. Kimi zaman biriyle kimi zaman diğeriyle. Düşman değiştikçe tüm kaynaklar da hızla değişiyor. İç düşmansa parti karşıtı Kardeşlik Örgütü.

Winston Smith, Doğruluk Bakanlığı'nda özel bir borudan, ona gelen notları eski verilerin ve bilgilerin yerine yazarak tarihi değiştirmektir. Birgün antika eşyalar satan bir dükkandan, yaprakları yumuşacık bir defter (bu yumuşacıki tertemiz defterler hangimizde yazma isteği uyandırmaz ki?) ve mürekkepli kalem alıp, tele ekrandan saklanarak günlük tutmaya başlar. Bunlar yetmez gibi Julia'ya aşık olur. Antika dükkanın üstündeki odaya kiralayıp burada buluşurlar. Tele ekrandan uzak... O'brien'ın da Kardeşlik Örgütü'nden olduğuna inanırlar. O'Brien'in verdiği kitabı okurken, tele ekransız olduğunu sandıkları odada pek çok gerçek ve düşünce polisiyle karşılaşırlar. Yakalanma sonrasında, Sevgi Bakanlığı'nda süren sorgusunda Winston'ın düşüncelerini değiştirirler. Ama duygularını değiştiremediklerini gördüklerinde, meşhur 101 nolu odaya alırlar. En büyük kabusu farelerle baş başa bırakmak üzereyken, beni değil Julia'yı parçalasınlar diyerek, düşüncelerini de teslim eder Winston.

Kitapta hoşuma giden kurgulardan biri de Yenikonuş, parti tarafından geliştirilen bir dil. Kelime haznesi ne kadar geniş olursa düşünce evreni de o kadar geniş olurdan yola çıkarak kelime sayısının azaltılması hedefleniyor yenikonuşta. İyi var ama kötü yok. İyi değil var. Mükemmel, yok çokiyi var.

Bir düşman yarat, dilin ve tarihin içini boşalt, gözle, denetle, yönlendir. Bu kitap 1949'da mı yazılmıştı?

Kitaptan:
SAVAŞ BARIŞTIR ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR BİLGİSİZLİK KUVVETTİR. yazar Okyanusya'nın Bakanlıklarında.

Bilinçleninceye dek başkaldıramayacaklar, başkaldırmazlarsa da hiçbir zaman bilinçlenemeyecekler.

Geçmişi denetleyen geleceği, şimdiyi kontrol eden geçmişi kontrol eder

20 Mayıs 2010 Perşembe

Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın

Fil Uçuşu'nda, sonrasında da Oray Eğin'in yazısında kitapla ilgili okumuştum. Çok merak ediyordum. Ama elimde bekleyen çok kitap var diye çok da oralı olmuyordum. Ta ki, arkadaşım için verdiğimiz siparişten hemen sonra kütüphane haftası nedeniyle yüklü bir indirim alıp arkadaşımın bir kitabı da sen seç demesini fırsat bilene kadar.

Ödünçcü insan oldum bu ara. Kitaplığımızın giderek genişleyen boyutları ve kitap harcamalarımızın oluşturduğu kalemdeki irilik, bu yöne itiyor beni. Çok beğendiklerimi edinme kararıyla beraber uygulamama devam ediyorum.

Romanda Oskar'ın hikayesinden çok büyükanneli, büyükbabalı bölümlerden etkilendim.

Kitaptan:
"Dünyayı kurtarmak isterdi babam. Öyle biriydi. Ama ailemizi tehlikeye atmazdı. Öyle biriydi. ... O kış saçları beyazlamıştı. Kar sanmıştım ben. Her şeyin iyi olacağına söz vermişti. Çocuktum ama herşeyin iyi olmayacağını biliyordum. Bunu bilmem babamı yalancı yapmadı. Babam yaptı." (s.208).

Kitabın sonu ikiz kulelerden atlayan insan görüntüsüyle son buluyor. Hiç bir zaman insanlar çaresiz kalmasın, kaldıklarını sandıklarında çare sizsiniz diyen yalancı olmayan baba olanlarla karşılaşsınlar.

Kitap sonrası,
Savaş olmasın, hiç bir çocuk babasız kalmasın istiyorum.
Tekrar New York'a gitmek. Central Park'ta dolanmak istiyorum.
Botlarım hiç ağırlaşmasın istiyorum.

1 Mayıs 2010 Cumartesi

Çavdar Tarlasında Çocuklar.

Lise yıllarımda ingilizce dersinde okuduğum bir kitaptı. Salinger'in ölümüyle tekrar okumaya niyetlendim. Derste okurken kitabın Gönülçelen çevirisinin de sınıfta dolaştığını anımsıyorum. Bu çevirinin daha iyi olduğuna ilişkin yorumlar da okudum.
Lakin benim sözlerim Çavdar Tarlasında Çocuklar çevirisi üzerine.

Beynin gücüne bir kez daha inandım. Gereksiz gördüklerini arkalara atıyor. Ama ayıklamıyor. Kaçtır beynim senin disk kapasiten? Kitabı okudukça anımsadım da anımsadım. Hep beynimde ön tarafta tuttuğum ama nerden yerleştirdiğimi bilmediğim, odada tırnak kesme sahnesi ve kahramanın arkadaşına "kesme tırnaklarını gece onlara basmak istemiyorum" uyarısı da bu kitaptan kalmaymış!

Gene dar zamanlı bir kitap, Oyuncu'da da böyleydi. Epi topu bir kaç gününü anladıyor yazar Holden Caulfield'in.

Yazarın kardeşiyle ilişkilerini anlatan kısımlarda çok kendimi buldum.

Kitabın resmi ve arka sayfa yazısı yok. Yazarın kuralıymış. Yazarın diğer kurallarıysa, Doğan Hızlan'ın Hürriyet Gazetesi'ndeki listesine göre şöyle:

"PEKİ onun kitaplarını basabilmek için hangi kurallara uymak gerekiyor? Onun hangi özel koşullarını yerine getireceksiniz? Özel koşul deyince aklınıza kapris gelmesin, Salinger'ın tek derdi metin ile okuru baş başa bırakabilmek.

Nedir bunlar? Okuyalım.

Yazarın adının büyüklüğü, kitabın üzerindeki kitap adının büyüklüğünü geçemez. (Yazarın adına yatırım yapıp kitabı o açıdan satamazsınız.)

Kitabın ön ya da arka kapağına kitabın satışını artırıcı reklam, resim, fotoğraf, yazar fotoğrafı vb. koyamazsınız. Düz bir renk olacak. (Renkli, fotoğraflı albenili kitap kapağı için değil, kitabı metni için almalı okur.)

Kitabın ön ya da arka kapağına, kitabı ya da yazarı övücü bir metni bir yana bırakın, hakkında tek satır bile koyamazsınız. (Yazarın metni değil, arka kapakta satış artırıcı, okur tavlayıcı reklam metni ile okuru kandıramazsınız.)

Kitabın içine yazarın biyografisi, kazandığı ödüller, okuduğu okullar vb. hiçbir bilgi koyamazsınız. (Okur sadece metinle ilgilenmelidir)

Kitabın üzerine kitabın kaçıncı baskı olduğu uyarısı koyamazsınız. (Bestseller bir kitap olduğundan yararlanarak okura ulaşamazsınız.)"


Listeyle de ilişkilendirilebilecek beni etkileyen satırlardan bir örnek: "Olgunlaşmamış bir insanın özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir, olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir (s.176)."

Holden kitap boyunca sorup soruşturuyor, Central Parktaki göl donunca ördekler nereye gidiyor diye. Sahi nereye gidiyor ördekler göl donunca?

Şimdi de liselerde bu kadar iyi seçimler yapıyorlar mı acaba?

Kitapta bize anlattıktan sonra Holden şöyle diyor: "Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra".

198 sayfa.

Ahh Türkan ahhh...


Bu okuyup, düzenli yazmadığım için arada kaynayan kitap. Türkan Saylan hiç arada kaynayacak kadın mı sarıçizmeli!

Daha önceki Türkan Saylan kitaplarından sonra, isteksizmiş Ayşe Kulin farklı bir şey yapamama endişesiyle. Sonra Türkan Hanım'In arkadaşı Gökşin'le mektupları ortaya çıkınca yazmaya başlamış kitabı. Beni de okurken bu mektuplaşmalar çok etkiledi.

İnandığı uğurda çabaları sonsuz Türkan Saylan'ı zaten biliyordum da, cüzzamı, cüzzamı yok etmek için yaptıklarını, cüzzamı yenen kadının geleneksel türk erkeği karşısında yenilmesini, oğullarına babalarını kızdırmamaları için verdiği salıkları, eski kocasına taktik oyunlarını, ilk aşkını, aşkın aslında dostluk olduğunu, hastalığının ortaya çıkışında Erkan Topuz'dan tedavi görmesini, iyileşen cüzzam hastalarına iş bulmasını, "gavur" olan annesinin ibadetlerini kitaptan öğrendim.

Oğullarının isimleri Çınar ve Çağlayan. Şimdilerde pek moda olan Çınar ismi yıllar öncesinde çok farklı bir isim. Bazı kadınlar nasıl da güzel başarıyor nadir kullanılan güzel isim bulma işini.

Gider ayak yaşadıkları hep aklımda, yaşadıklarıysa modelim olacak Türkan'ın mekanı cennet olsun.